Acaba insan karşısındakinin eksikliklerine mi tutunur onlar mı daha cazip ve çekici gelir de biz bu bağlanma denen illete tutuluruz??
Edebiyat dünyasının büyük aşklarına bakıldığında, bağlanılanların ölüme, deliliğe, ihanete, bencilliğe daha yakın olduğunu görürüz….
Acaba basım hatası taraflar mı en değerli olan.
Bir keresinde okuduğum bir yazıda psikiyatristin biri “ ne zaman kalabalık bir yerde erkeklerin başları aynı anda kapıya dönse, içeri bir bordeline tipi kadın girdiğini anlarım…” demiş.
Bordeline dediği, değişken ve huzursuz bir kişiliği tanımlayan ruhsal rahatsızlığın adıdır.
Sanki bozulmuş meyvelerle yapılan şaraplar gibi, bu yüzden içkileri meyvelerden daha fazla severiz dimi!!
İnsanların bozulması da baş döndürücü bir çekicilik doğuruyor sanırım, geçicide olsa!
Niye bağlandığını bilmeden hatta anlamadan bağlanır insan birine, neden diye sorulduğunda ise, “çünkü güzel, çünkü yakışıklı, zeki, güçlü, yetenekli vs,.. deriz. Bir insanın sevilmesi için bunlar yeterlimi?
Benim gözlemlediğim insan genellikle, güçsüzlüklere, zayıflıklara ve çarpıklıklara bağlanıyor…Genelliklede bu çarpıklıklara acıyor. Aşk için üzüldüğümüzde, ihanet edildiğimizde bile yapılanın bu zayıflıktan kaynaklandığını düşünüyor ve içinde çırpındığımız derin kedere rağmen onlar için endişeleniyoruz…
Ben kendime dahi açıklayamadan, bazen, uzaktan gözüken o parıltıyla sadece bana gözwken bu karanlık yanların birlikte oluşturduğu çekime girip karanlıklarda kayboluyorum. Ama her kayboluşlarımın sonunda karşımda yeniden parlayan bir güneş beni bekliyor oluyor…