26 Mar 2009

PARODİ...

Her yazı biraz teşhirdir aslında birşeylere dair... ve her teşhir biraz ilgi çeker ne yazıkki...amacım kesinlikle teşhir etmemek değil, tam aksi de değil... yıllardır yanıbaşımda duran güzel ve anlatılası bu hikayeyi yazmak istedim bende... Canım Annem için;

Siyah beyaz bir filmin ilk karesi benim için Ankara’nın kirli sokaklarında 1970’li yılların sonuna doğru başlar. Küçük dünyamdan bu büyülü şehre ilk düştüğüm zaman henüz 18 yaşını yeni doldurmuş olmanın verdiği cesaret ve tiyatronun gizemiyle tanışacak olmanın heyecanı içinde, atılmıştım macerama. Acemiliğim sezilemeyecek kadar gizlenmiş olsa da, kendime has duruşum, bakışım çocukluğumun geçtiği küçük Bulgar kasabasının izlerini taşıyordu hala. O zamanlar mahallemdeki çocuklarla iletişim kuramamanın, sokaklara adapte olamamanın doğurduğu asosyal durum bugün artık devam etmiyordu. Şanslıydım ki Ankara’da oturan kuzenlerim bana evlerini açmışlar, o günlerde beni bir dramın ortasında kalmaktan kurtarmışlardı. Sonraları birçok defa ev değiştirmiş olsam da, o günler için sudan çıkan bir balığın düşebileceği en güzel akvaryumda başlamıştım şimdiki anıları yazmaya.

Tiyatro’ya ilk merhaba dediğim yıllar, önümde daha önce fark edemediğim, sarmaşıklı duvarlarıyla benden saklanmış bir dünya olduğunu gördüm. Bu dünyada insanlar, imajlarına bir yararı olsun diye kitap okumazlar, sadece kendi geleceklerini düşündükleri için değil fikirleri olduğu ve bir şeyleri değiştirebilmeyi istedikleri için siyasetle ilgilenirlerdi. Bende bu dünyanın içinde bana ayrılan rolü severek üstlenmiş, içine girdiğim kostümü en ön safhalarda gururla taşımıştım. Şimdilerde dönüp baktığımda buruk bir gülümsemeyle anıyorum o günleri. İnançları uğruna kaybolanlara üzülürken, değerlerimin arkasında yüksek pahalara rağmen durup bugünlere ulaşabildiğim için egosal bir tatminle karışık mutluluk hissediyorum.

Hayatla, gerçekçi bir tiyatronun içinde oynar gibi, somut görüşlerin olduğu, hayatın kendine has çeşitliliğiyle, gerçekliğin anlatıldığı, bir konu ve bir fikir gibi temel öğeleri kendinde barındıran bir oyun gibi oynuyordum. Sol yanağımın sağdan daha fazla kızarmasının bir şeyler ifade ettiği bir dönemde yaşayan bir kuşak olmanın yan etkilerini ise, insanın başına birçok iş açabilen aşırılık gibi duyguları bünyemde uzun süre barındıramayarak taşıyorum bugünlerde. Karanlık ya da aydınlık, siyah ya da beyaz, insanı tek bir noktaya odaklayıp, ortanın veriminden yoksul bırakan bir dolu istiladır artık bana göre.

Yılların, gençliğimin verdiği tutkuyla aktığı o günlerde, yoldaşlıktan öteye geçen bir ilişki, yıllardır aynı rayların üzerinde gidip gelmiş bir trenin, aynı kalıp vagonları içine hapsolan düşüncelerimin beni ele geçirerek teslim aldığı günlere denk gelir.

Kendi yazıp yönettiğim bu tiyatronun içinde, insanlara roller dağıtırken bu sahnede bir değişiklik yapıp, en cesur fikirleri paylaştığım yol arkadaşımı artık hayat arkadaşı yapmaya karar vermiştim. Birlikte başladığımız bu yolun sonuna kadar gitmek üzere…

Hayatımın en güzel hediyesi de bu yolcukta armağan edildi bana. Dünyamı siyah beyaz bir film karesinden çıkartarak bin bir dolu renkle tanıştıran kızım, yıllardır yansımamı seyrettiğim kırık dökük aynaları birleştirerek, kendimi yeni ve parlak bir aynada bu defa görmemi sağladı. Kucağıma aldığım o minik yaratık, hiçbir şeye benzemez çirkin halinden bugüne, denetimi olmayan bir sevginin de sahibi oldu aynı zamanda.

Yıllar, gençliğimle birlikte, getirdiği idealistliği de beraberinde götürürken yönetmenliğini üstelendiğim tiyatroda bu defa kendi rolümü değiştirdim. İdeallerim peşinde koşarak aç kalmak uğruna görüşlerimi savunduğum, değerlerim çatışsa da görmezden geldiğim maskeli bir dünyanın içinde yer aldığım sahne, anne olmanın yüklediği öncelikle, oyunun geçmiş sayfaları arasına gömüldü. Önce işimi sonra şehrimi değiştirdim.

Bugün ise, hayatım 2000’li yılların getirdiği metalik renkler gibi canlı ve yeni. “Çocukta yaparım kariyerde” diyebilirken, sahip olduklarımla yarattığım ve bugün bana hayat veren bir ormanın büyüdüğünü görebilmenin gururunu yaşıyorum. Yaşatıyorum.

19 Mar 2009

Birşeylere dair...

3. haftaya girmek üzereyim, hayatımın üzerine bir rastlantı sonucu düşen Daily-compass yazarlığımda! Her gün yeni bir hikaye yazmak için beni teşvik eden bu karşılaşmaya teşekkür ederim! Rastlantıların hayatı bilinçli planlardan daha çabuk değiştirebileceğine inanıyorum eğer ki siz de onların getirdiklerini yaşamaya hazırsanız… Mesela geçen sene bugünler mezun olabilmek adına gece gündüz çırpınırken, şimdi rahatlıktan rahatsız olabilecek kadar lüksüm var ve müthiş bir rastlantı sonucu saatlerce öyküler yazıyorum hevesle… yazdıklarımı buradan da paylaşmayı düşünüyorum daily-compass’in yanında… Bugün bir öykü olmasa da kendi çapımda karaladığım bir yazıyla başlıyorum… here it comes…

Kalemimden çıkanlar, sanat eseri olma endişesi ile dile getirilmemiş, sadece kitlelerin zevkine sunulmuş, malzemesini hayattan - hayatımdan belki sadece bir günlük kaçamaktan alan sıradan birer basit-name kadar değerlidir.

Yaptığım sadece düş ülkemdeki yamaçların, depremlerin, ovaların izlerinden beslenerek uçmaktır uçabildiğim kadar.

Israrcı dayatmalarla toplumların zevklerini belirleyen, giderek artan sayısıyla aynılaşan dünya nüfusunun beynine aynı şeyleri giymek, yemek, beğenmek, izlemek, fikrinin işlendiği bir yüzyılda ben hayal dünyamda gezinen küçük çocuğu serbest bırakıyorum o kadar.

Sınırlar koymadan, önüne duvarlar örmeden ve onu güvenilir kabuğunun altında besleyip fakat büyütmeden yaşatıyorum.

Beyaz ekranın içine sıkışıp kalarak zamanı tüketmek yerine, ruhumda oluşan anlık değişimleri, bilinçaltımın ulaşılmaz bölgelerinde bekleyen farklı istekleri, günbegün değişen İREM’ leri izlemeyi seçiyorum.

Modern hayatın getirdiği teknolojinin hakimiyeti altına girmek yerine, medeniyetin bizden çaldığı karanlığın güzelliğini yeniden keşfetmeyi tercih ediyorum ve bunu yeniden hep birlikte keşfe çıkmayı öneriyorum.

Ve görüldüğü üzere bazen fazlaca cesur duyguların etkisi altında kalarak zamanı insiyatifim yönünde kullanabilmemi sağlayan teknolojiyi bile reddebiliyorum. Hayır aslında, bir mühendis olarak teknolojiyi tabi ki destekliyorum. Belki yalnızca modern dünyanın içinde kaybolmayıp, bize ayrılan sürede “kendini tanıma, sahip olduğumuz gücün farkına varabilme” yetisine ulaşabilmek istiyorum.

Belki de farkında olmadan hayatın çarklarından birine sıkışıp kalmak yerine, dişlilere uyum sağlayıp kendi oluşturduğum çarkın içinde dönerken, içimden geçenlerin yansımalarını sizinle paylaşmak istiyorum.

Her gün yeni bir sabaha uyandığımda, etrafıma bakıp, gördüklerimi yazıp, sahip olduklarımı saklayıp, kendi hikayemi izliyorum akşam olduğundaysa başrollerini paylaştığım hayatımın kısa bir filmini çekip herhangi her yere kaldırılabilmek üzere arşivliyorum. Bugünlerde ise arşivleri tekrar açıp her hafta bir tanesini yayınlamak üzere temize çekiyorum. Ve her hafta yeni bir tanesiyle buluşmak üzere şimdilik “hoşça “ kalın diyorum

10 Mar 2009

Uçan Süpürgeli Kız

Sıradan bir pazar günü, 24. doğumgünü hikayesinin ertesi gününde, bir önceki güne ait duygularımı soranlara "çok uzun zaman önceydi, hatırlayamıyorum" demek haleti ruhiyemi anlatabilecegim en açıklayıcı cümleydi.

Bundan önceleri, yazdıklarımı biraraya toplamaya dair ertelenen planlarımı "nezaman eyleme dökeceksin" diye soranların cevap boşluğunu ise " okadar uzak gelecek için planlar yapmıyorum" şeklinde doldurabilirdim.

Halbuki, geçtiğimiz pazar gününden itibaren bu soruya artık net bir cevap verebilirim.

Farklı hayat görüşlerine ve hayat tarzlarına sahip birdolu kişiliğin 7 gün boyunca yaşadıkları hayatın bir özetini alan bir sitede artık her pazar yeni bir İREM'le düşlerimi somutlaştırıyorum.
Merak edenlere www.daily-compass.com , farklı rüzgarlarda sürüklenen yazarlar arasında benim rüzgarım ise batılı rüzgarların tanrısı: Zephyrus

Artık yazı yazmanın tarifsiz çekim gücü beni iyiden iyiye avucuna almış bulunmakta.
Öyleki artık, rutine bağlanmış otobüs durağı-ev arası yürüyüşlerimde gözlerimin önünde boş bir sayfada durmadan yeni senaryolar karalıyorum,

Laboratuvarda evrenin sırrına bir adım daha yaklaşırken, gözlerimi kapatıp, başrollerini paylaştığım hayatımın kısa bir filmini çekiyorum,

Temizlik yaparken, elimdeki süpürgeyle dünyadan uçarak uzaklaşıp, indiğimde yazabilmek adına kendi hikayemi seyrediyorum...

Birsüre ortalarda gözükmeyebilirim, bugünlerde içimde varolanı keşfetme yolculuğuna çıkıyorum..

Hayallerime açılan penceremden dünyayı izleyip, bana eşlik edecek yeni oyuncaklar seçiyorum...

6 Mar 2009

Siyah ve Beyaz...

Bir insan düşünün,

Karizmanın, duygusallığın ve dikkatin muhteşem karışımı.

Görsel bir zekanın, yüksek bir algı hızının ve sabırsız bir yapının sahibi...

Siyah ve beyazın aşığı...


Ve şimdi bu insanın sizin hayatınızın en önemli parçası olduğunu düşünün
Ve sonra, bugün doğmuş oldugunu varsayın..
İşte ozaman bugün sizin için yılın en özel günlerinden biri olur.
Ve belki ilk defa "özel" tanımı da haksızlık edilmeden kullanılmış olur.

Bugün ÖZEL bir gün...

Hayatımda hiç konuşmadan iletişebildiğim belki yegane insan bugün doğduğu için de ayrıca özel hissettiğim bir gün...

Çoğu insanın konuşurken anlaşamadığı günlerde, konuşmadan anlaşabildiğim, bazen gözlerle, bazen sadece hislerle derin bir bağlantı kurabildiğim ve buyüzden ayrıcalıklı hissetiğim bir gün...

Böyle güzel bir gün, bugün;

Bana özgürlüğümü altın bir tepside sunmak yerine, onun için savaşmayı öğreten,

Böylesi duygusal olupta, hayatta mantıklı kararlar verebilmeyi gösteren,

Yaşamın bir fırsat olduğunu, boşada harcanabileceği gibi iyiye veya kötüye de kullanılabileceğini görmeme yardımcı olan,

Seçimlerimde hep destek olup, kendime güvenmemi sağlayan,

Başından beri ne yaparsam yapayım arkamda olup gücünü hep hissettiriken, sorumlulukların bireylere ait olduğunu öğreten,

ve aslında bugün, bana hayatımı armağan eden biricik insanın benim babamın doğum günü!!

Ve ben O'nun bir parçası olmaktan müthiş gurur duyuyorum...(Küçük şahin, İREM!)