17 Eki 2011

Taşındık

burdan şuraya zıpladım isterseniz buyrun : http://iremthegirl.blogspot.com/

24 Kas 2010

öylemi değilmi öylemi değilmi öylemi acaba... yoksa değil mi?

Süperman'in her zaman beni duvarların ardından izlediğine, bir gün bozulan bir asansörün içinde üçüncü kattan aşağı düşürken beni kesin bir ölümden kurtaracağına, sonra da ay ışığında beni şehrin üzerinde bir gezintiye çıkaracağına, başka birinin hayatını kurtarmak için yanımdan ayrılmadan önce beni evimin kapısına bırakacağına, inanıp inanmamak arasında çelişkiler yaşıyorum!

22 Kas 2010

Merhaba adımı zaten biliyorsun

Hayatımın en büyük müdahalesi, plansız ve büyük ihtimalle firari bir gün de annemin karnına yerleşmek, hepsi bu… Evlenmek, aile olmak, sorumluluk almak gibi elzem rutinleri birkaç adım hızlandıran belki sadece ama bugüne kadar yaptığım en önemli dokunuş o…birilerinin hayatına… Bilmeden, fark etmeden, sormuş olsalar istemeden… Ondan beri de isteğim dâhilinde değiştirmedim kimsenin yolunu, akışını… Girer çıkarım belki izlerim kalır, yollar değişir, rötuşlar, çizikler belki birkaç renk sokar ya da çalarım… Belki biraz fazla biraz eksik ama bu kadar… Kabul edemem de dahasını ne annemin, babamın, kocamın, çocuğumun kartviziti olmayı ne onlarla var olmayı ne de onlarsız yok olmayı… Zordur yalnız olmak birine sıfat olmadan sadece ben olmak… Hakkıyla “ben’cil” olmak…

Çocuk olmanın
Abi, abla, kardeş olmanın
Biraz sever sevişirsen sevgili olmanın
Karısı - kocası olmanın
İlk fırsatta döngüye kapılacak çocukları beklemeyen anne baba olmanın yanında keşfetmeye vakit olursa hakkı da verilir belki… sadece sen olmanın…

Öyle işte...

Hani hep zor olan sessizce oturabilmek olmuştur ya yanlış anlamalara, sanılara kapılmadan… belki yerden yansıyan bir ışığı izlemek belki terastan gözüken yaşamları düşünmek ya da işte öylece durmaktır ya sadece. Huzuru aramadan ve hiç düşünmeden bulmaktır… sessizlik bazen seni ikiye böler bazen de bölmez ama sen yine de çoğalırsın ya karsında duranla, işte öyle bir şey…


Belki birde oblivion calar salonda…


http://fizy.com/#s/1lygug

Bir ayrıntı


Az evvel oturup, duvara gölgesi yansıyan, çoktan bitmiş bir hikayeyi neresinden tutup geri sarmalıyım diye uzun uzadıya düşündüm…Neresinden yakalasam, bunca şeyin mutlu geçen zamanların hiç birinde öğrenilmediğine rastladım ve gördüm ki yerle bir olurken dünya yönetmen daha da şiddetlenerek yükselen aynı melodileri getiriyordu karşına. Tıpkı Ravel’in bolerosu gibi ..daha fazlası olmaz derken daha da sarsanıyla…


Sonra hayaller geliyor bir bir… onlar daha dayanıklı daha uzun sürüyorlar… Sonunu bilmediğin harika bir yolucuk gibi mesela ama her yolculuk gibi varılacak yerde onlarda bitiyor. Başlangıçtaki merak ve heyecan yerini bilinenin tekrarına bırakıyor… ardından sıkılıyorsun.

Yaşamın yalınlığı önemli diyor bir diğeri, ve artık herseyden fazla önemsediğin… bunun için herseyi riske atıyorsun bir diğer hikayede… bir ara rastlantıları, yormayanı, saflıgı sarhoşluğu özlüyorsun bir ara çürümüş meyvelere, çarpıklıklara bağlanıyorsun…



Bugün yansımıyor duvara, hala yazılıyor belli ki…


Ve sonra bir baska fon duyuluyor arkadan, sana sadece hisleri hatırlatan…



http://fizy.com/#s/1ls69l

31 Ağu 2010

Deformatik bir kare

Nedir bu yahu, millet çığrından çıkmış, dejenerasyon hat safhada... Şuanda Altınyunus'un lobisinde karşımda oturan 13-15 yaşlarında iki genç kadını izliyorum. Henüz kendi vücudunu bile tanımadan cinselliğini keşfettiğini sanan bu iki genç kadın beni hayrete düşürüyor. Islanmış saçlarını ve plaj cantalarını görmesem özel bir geceden döndüklerini sanabilirim, o derece. Denize ragmen akmayan makyajlarına mı şaşırmalıyım, yaşlarına rağmen konustukları konulara mı... Evet kulak misafiriyim uzun bir süredir.. Zaten uzun da bir süredir bu yaş grubunun hareketlerine ısrarla şaşırmaktayım. Cinselliğin bir güç oldugunu kesfetmek için daha cok erken değil miydi, keşfedilecek onca sey dururken... İnsanın kendini keşfetmesini en önce ben destekliyorum fakat daha tam oturmamıs bir vücudun bile cinsel objeye dönüştürülebilmesine de karsı cıkıyorum... Genc kız olmadan daha genc kadına dönüşen bu nesil bana cok sevimsiz geliyor hakikaten, ben neler gördüm sen biliyormusun halleri zaten ne kadar sevimli olabilir ki? Her yaşın bir güzelliği var klişesinin haklı sepeleri varmıs klişe olmak için şimdi anlıyorum... ve artık birilerinin ( ki o birileri aileler oluyor bence) bu nesile, ne yaparsa, nerede ne kosulda bulunursa, hangi çağda olursa olsun kaliteyi kaybetmeden yaşayabilmenin modasının geçmeyeceğini hatırlatması gerek sanıyorum...

Fotoğraftan saptım bugün ama bu gördüğüm karelere de artık ben sapıttım...

26 Ağu 2010

Hep derler ya fotoğrafçının bir derdi vardır, bu yüzden üretir fotoğraf çeker de çeker. Anlamını vs.. tartışmayacağım şimdi ama eline bilinçli olarak makineyi alıp da fotoğrafa heves eden herkesin bir derdi vardır yada çektikçe olacaktır…öyledir hakikaten fotoğraf bir durumu açıklığa kavuşturmayı sağlasa da asıl onu çeken kişinin neler sezdiğini anlatır özünde… Vizörden bakanın gördüğünü, duyumsadığını yansıtır. Şimdi elimde makinem olsaydı mesela, birbirine dolanmış, karmakarışık ve rengârenk ipleri soyutlama yaparak çekerdim. İçinde en kalın ve belirgin rengide kırmızı yapardım ki hala ve inatla başkaldırışımı simgelesin… kafamın da o ipler kadar karışık olduğunu ve ama bu hayatın her şeye rağmen benim için renkli ve estetik olduğunu da göstersin… içinde bulunduğum an kadar belirsiz bir fotoğraf, kontrastı düşük… ve işte bir tartışma konusu; bu soyut fotoğraf benim duygu yansımalarımla değer kazandığı için aslında soyut olmuyor bana göre… ya size göre?

24 Ağu 2010

Algı Meselesi Vol.I

Bilmem farkında mısınız ama özellikle son yıllarda fotoğrafa olan ilgi diğer yıllara kıyasla hızlı bir şekilde arttı… Neredeyse artık herkesin elinde bir dijital makinesi veya ne yazık ki fotoğraf çekebilen bir cep telefonu var. Ne yazık ki diyorum çünkü bu cep telefonları bana göre tam bir facia… Hele ki kendi kendini çekme cabası… Halbuki fotoğrafın dallarında öz portre /self portre dediğimiz bir kategori vardır üstelik de ben ne çok severim bu alanı amma şu sol kolun kadrajın içine girdiği, kafaların belli oranlarda(bu oranlar sabittir herkes bunu istemsiz olarak bilir) sağa yattığı, suni bir tebessümün veya şişirilmiş dudakların olduğu kareleri görünce n’olur yapmayın böyleeeee diye haykırmak istiyorum… Hayır, sonra gece kâbusum oluyorlar… Tamam abarttım... Birde bu fotoğrafımsıların sergi salonları var. Onlarda bir o kadar facia; sosyal paylaşım siteleri. Evet, benimde var. Bende mükemmelim demedim ki zaten… İnsanlar yeni bir hobi mi ediniyor diye seviniyorum bazen... Ama cık, hemen sonra bu işin hiç te bir uğraş içerisinde olmak için çaba gösteren ve üreten bir kitlenin işi olmadığını fark ediyorum. Neyse ki yaşadığımız cağın da bir görüntü çağı olması beni biraz sakinleştiriyor. Nasılsa her şey görüntü üzerinden prim yapıyor ya da kaybetmiyor mu, e böyle şekillenen toplumlardan da fazla bir beklenti içine girmek bana vakit kaybettiriyor. Pekala hepimiz yaşamı yansıtma olanağına sahibiz bunu illa sanatsal anlamda da yapmak zorunda değiliz ve ama işin içine biraz daha estetik, yaratıcılık ve belki biraz daha emek katabiliriz. Çok değil, yani belki sadece bir ışığa dikkat ederek ya da estetik algılarımızı dinleyerek bir saniye daha geç deklanşöre basmak fotoğrafında hakkını vermeye yardım edebilir. Hem fotoğraf üretmeye çabalayan hem de güzele düşkün biri olan ben de, bu konuda “bir dokun bin ah işit” deyiminin hakkını veriyorum… Fakat hemen belirtmeliyim ki, başarılı fotoğraflar, güzel çekilmiş oldukları için değil, güzellikleri yansıttıkları için kabul görmüşlerdir aman diyim yanlış anlaşılmasın… Ben bu saydıklarımı beğenmiyor olabilirim fakat bunlar kişiden kişiye değişen kavramlar nihayetinde…
Nerede okuduğumu/duyduğumu hatırlamadığım bir alıntıyla da bitiriyorum; her birikim beğenileri, her beğeni de bir insan statüsünü yansıtır…mış.

23 Ağu 2010

Görüyoruz, görüyorsunuz, görüyorlar

Belkide en uzun arayı verdim bu defa farkındayım ama simdi yeniden baslıyorum yazılara... bu kadar arada neler olup bitti hiç önemi yok ama çok özledim yazmayı dayanamıyorum...
verilen her aradan sonra yeniler, yeni başlangıclar, yenilenmiş ruhlar vs.. gb bu defa bende böyle hissediyorum belki de ilk defa. ama hayır yenilenmek icin hindistana gitmeden, baya oturdugum yerden, mümkün oldugunca yalnız kalmaya calısarak ve en önemliside bu keşmekeşin arasında sükuneti koruyarak yaptım bu işi... yenilendim yani..klasik seylerden cok hoslanmıyorum ama öyle işte napiim...aynadaki aksim bile değişti inkar edemicem, kırışıklarım artık daha belirgin (imdat)

ve birden fazla dönüm noktasınıda bu kısa ama uzun arada yaşadım, e önemi yok dedim ama işte bu dönemeçlerin birinde, elimden yine fotograf tuttu, bunu da atlayamayacağım ve ben yine bulaşmakla kalmayıp içine kadar battım...
etrafta bunca gelir geçer görüntünün yarattığı karmaşa ve yanıltıcı gerçekler cirit atarken o bana sadece bir kaç görüntünün yansımasını sunmakla kalmadı, aynı zamanda beni korudu, ufkumu açtı, görmenin önemini ve gerekliliğini gösterdi...şimdi fotograf dedik ya ben costum yine... aşık oldum heralde, zaten haklı sebeplerim de yok değil hani, bunları yapan bir adam olsaydı da aşık olurdum zaten..

bir vefa borcum var sadık dostuma benimde.. cok yakında yeni projelerle ödemeyi planlıyorum bende, takipte kalın...

30 Nis 2010

creeping

rutine takıl, rutine takıl... biri forward tusuma basabilir mi acaba???