21 Şub 2009

Günlerden bir gün!


Doğanın insan formundaki bir parçası olduğuna inanırım bizlerin.
Kendimide su gibi hissederim buyüzden..

Fırsat bulduğunda herortama girebilen,
Bulunduğu yerin şeklini alabilen,
Taşabilen, taşkınlara sebebiyet verebilen,
Akma eğiliminde,
Bazen bir yağmur gibi sakinleştirici, bazen dalgalar gibi hırçın ve öfkeli,
Saf halde bulunan ama bulanıklaşanilen...

Bu sıralar su biraz bulanık; nasıl yapsak da suyu biraz temizleyebilsek diye bütün İREM'ler toplandık çözüm arıyoruz ve geçen gün farkettik ki, benim dünyamda sorunları iki boyuta taşımak bir işe yaramıyormuş.. Varolan sorunları masaya yatırıp, bütün bilinmeyenleri tek tek çıkarıp, bir denkleme oturtup çözüme ulaşmak benim işime sadece mühendislik uygulamalarında yarıyormuş...
Ozaman hep birlikte bir karar aldık;
Önce bulanık olan suyun durulması için biraz zaman verelim, eğer ki hala suyu bulandıran "atıklar" varsa yönünü değiştirelim, yok illaki suya ulaşmaya niyetlilerse önce biraz seyreltelim dedik...
Eşik sınırları aşılmadığı taktirde nasıl olsa suyun kendini yenileme özelliğinden faydalanabiliriz ozaman!
Su herşeyi halledermiş öyle denkleme falan gerek de kalmazmış..
E öyleyse naparsak yapalım sınırları aşmayalım diye bir çözüm bulduk!!

Birde haddimizi aşmayalım diye birşey var ki hepsinden ayrı benim önem listemin ön safhalarında yeralanlardan!!
Annemin bana ilk öğrettiklerinden..
Herkonuda herşeyi söyleyebilirsin ama haddini bilerek der annem...
Derin bir konu tabi burda yine kendi kendime konuşup, tartışmayacağım bu konuyu!!
Belki bununla ilgili bir monolog yazabilirim. Sonra onu bilmem kaç yıl boyunca saklar birgün eser de kitap olarak bastırabilirim. Böylece hiçbir anlam ifade etmeyen milyonlarcasından biride benim olur...

Yok yok yine neşeli günlerden biri
Hani şu merakla beklenen filmde, kahramanın loş ışık altında kendi kendine yazıp-çizip-düşünüp-eğlendiği ve karşıdakinin birşey anlamadığı sahnelerden biri..
Kimi zaman hareketli öğelerde barındıran bir aşk filminin bir sahnesinde rol alan, kimi zaman Tarantino'nun şiddet içerikli filmlerinin başrol oyuncusu olan kahraman kişi, bukezde sorgulayıcı bir kimlikle karşımıza çıkıyor..

Şimdi kahramanımızın da sonunu sabırsızlıkla beklediği bu filmin hangi sahnesinde cesurca boy göstereceğini merakla izliyoruz!!


17 Şub 2009

Yeni dünya senfonisi




vee motor..

onüçşubatikisıfırsıfırdokuz
Haftanın güzel biten son günü.. Başarılı bir proje girişi ardından tunalıda güzel bir gezinti ve ardından Fransa'da gittiğim küçük bir cafeye benzeyen yeni keşfettiğim, adını bile bilmediğim küçük sevimli cafe ve içinde beni bircok kez görmüş olmanın verdiği tanımışlıkla oldukça misafirperver karşılayan cafe çalışanları, içeride çalan best of playlist, açık demli, şekersiz termos bardak çayım..


İçinden hiç çıkmak istemesem bile gitmek için can attığım yeni kursum
"kısa filmler"

ondörtşubatikisıfırsıfırdokuz

Kendisine anlamsız bir misyon yüklenmiş, klişe tanımına birebir uyan, adının aksine sevgiden uzak daha çok ticari yönü olduğuna inandığım öylesine bir gün..

Bu öylesine günü benim için anlamlı kılan ise, süpermanin Ankara'ya gelişi diğer tüm haftasonları gibi..

Evet, belki kimse görmemiş olabilir Ankara semalarında uçan bir kahraman ama ben gördüm, süperman burdaydı... Hatta kendisi bizzat, ellerimle yapmış olduğum fakat tarife inanmayıp malzeme listesini abartmış olduğumdan dolayı kek kalıbından taşmış, göklere ulaşmış havuçlu kekimden yemiş ve bana sevgili jürilik bile yapmıştır.

Süpermanle geçmiş olan güzel bir haftasonunun getirdiği enerjiyle birlikte bir keyifliyimki son günlerde, yok böyle bişey..


Hayatıma giren kısa filimler biranda etrafımı sarıverdi ne olduğunu anlamadan.
Artık yolda yürürken, metroda beklerken hatta dünyaları kurtarırken bile aklımdan senaryolar yazıyorum sonra hepsine ayrı ayrı mekanlar, oyuncular, renkler, tonlamalar seçiyorum en sonunda montajlıyorum kesip, biçip hazır hale getiriyorum..
Tabii hepsi kafamda şimdilik ama en kısa zamanda tahta sandalyeme oturup "motor" diyebileceğim günlerin gelmesini bekliyorum..


Şimdi şu yeni fikirleri uçup gitmeden yazmaya gidiyorum.


Başka şeylere odaklanabildiğim bir gün görüşürüz sevgili blog..


11 Şub 2009

Wish list!

Dün yine yollardaydım,
son altı aydır belki bu yolu 40'ın üzerinde geri dönmüşümdür ama buseferki en mutlu olanlarındandı! Genelde otobüs yolculuklarımda cam kenarını seçer, ya müzik dinler, ya kitap okur, ya da birşeyler yazarım. Busefer yalnızca camdan dışarı bakıp düşünmeyi seçtim.
Önümde düşünmeye değer, neredeyse bir haftaya yakın ve göz açıp kapayıncaya kadar hızlı geçmesine rağmen aslında herbiri dolu dolu ve beni düşündükçe gülümseten birdolu gün var..





Sabah canımın istediği saatte kalkıp,
Mantar kurabiyenin dübüne düşüp,
Sokaklarda noodle yiyip,
Nehre karşı bira içip
Fotograf çekmeyi öğrenip,
Fotograf çektirip, modellik yapıp,
Yağmurun altında ıslanıp,
Bütün gün müzik dinleyip,
Beraberken yalnız kalabilip, keyfime bakıp,
Farkına varıp,
Yaşadığımı hissettiğim bir dolu gün...

Şimdi ise, bana hayatta bir amacım olduğunu hissettiren günlerden birindeyim.
Bugünlerin hep olması dileğiyle derken bugünkü dilek listeme birkaç birşey daha eklemek istiyorum!

  • Telefonla konuşurken dış etkilerden oluşan parazitlere bir çözüm,
  • Daha az telefon, su, elektrik,gaz vs.. faturası,
  • Birmilyon tane ve düştüğünde kırılmayan orjinal muglar,
  • Daha az dağılan bir oda,
  • Daha bol güneş,
  • Bana küçük şeker paketi gibi gözüken arabam,
  • Hersabah uyandığımda önümde beni bekleyen mantar kurabiyeler,
  • Başarılı bir proje

4 Şub 2009

BEN'cil

Bol düşünceli, orta şekerli, sıradan bir gün...
Günün en keyifli kısmı, Bahar'la mutfakta geçen saatler ve sonrasında yemek masasında tartışılan siyaset kokulu sohpetler ve ardından içilen bol kremalı kahveler...
Şimdi aklımda, saate rağmen uyumamı engelleyen binlerce düşünce..
Kendimi hasta hissediyorum bugün. Beynim böyle yerli yersiz meşgul olunca, vücudumda fazla sağlam kalamıyor. Beni mutlu eden herşey biranda mutsuz etmeye başlıyor.
  • Dinlediğim müzikler beni sakinleştiremiyor..
  • Sakinleştiricek şeyleri yapasım gelemiyor..
  • Yazarken bile anlatmak neredeyse imkansızlaşırken, konuşurken anlaşabilmek bu gibi durumlarda hiç bana uymuyor..
  • Direnci düşük ruh halim, herhangi herşeye yenik düşüyor..
  • Kaşlarım çatılıyor..
  • Omuzlarım düşüyor..
  • Akşam yatasım, sabah kalkasım gelmiyor..
İnsanın hayatında herşey herzaman sütliman olamaz elbette ama bana gelen gelen fırtınalar sanki biraz büyük oluyor, ya da burdan öyle duruyor. Geldiği gibi gitmiyor, benden de birşeyler götürüyor. Sonra limanı yeniden kuruyorum, busefer daha sağlam, daha bir deneyimle, daha bir yeni, daha bir güzel.. Ama o fırtınalar sıklaştıkça yeniden kurma isteğim azalıyor, sanki artık yine yeni bir fırtınanın geleceğini bilir gibi, öylesine direklere bel bağlayıp, nasılsa gelicek fırtınanın ardında kalan hasarın daha az şeyler götürmesini bekler gibi...

bazen de, hayatı, bir romanın sayfaları gibi düşünüyorum. Silinmeyen kalemlerle yazılmış, çizilmiş, zamanı geldiğinde çevrilmiş, boş kalmış, atlanmış, kimisi ıslanmış, hırpalanmış, kimisinde çiçekler açmış, kelebekler uçmuş.. ama hep saklanmış. Zaman zaman hatırlanmış, eski sayfalar tekrar açılmış...

"insan unutmaz, sadece hatırlamaz" son zamanlarda en sık duyduğum söz!

İnsan hatırlar! Ters esen bir fırtınada, tükenmez kalemlerle yazılan o sayfalar, tekrar açılıverir. Biranda hatırlatılıverir. Birdahaki her dönüşte, altına düşülen notlarla birlikte geri geliverir..
Bu sadece can sıkar!
Evet benim de canım sıkkın. Tabiki nedeni saçma, zaten saçma olmak zorunda!
Biliyorum olumsuz duyguların çok azı gerçekten üretilmesi gereken duygulardır ve tam şuanda ben, bu duyguları bedenimde tutmamayı tercih ediyorum. Buyüzden yazıp, çizip, kızıp ve gereken herşeyi yapıp bu duygulardan kendimi arındırmak istiyorum.
Ve işe yarıyor...
En azından artık,
  • Hayatımdaki insanlara kendimi yeni bir sayfada yine, yeni bir İREM'le anlatmış oluyorum!
  • Busefer sadece yazarak değil, konuşarak da kendimi zorluyorum ve sanırım başarıyorum!
  • Çizebilmek gibi bir yeteneğim söz konusu olmadığından, önümdeki defteri karalıyorum!
  • Belki biraz fazla, belki biraz yoğun kızıyorum - kızdırıyorum ama sabaha karşı bu yazıyı yazıp, büyük ihtimalle öğlene doğru uyandığımda biraz daha rahatlamış bir insan olacağımı ümit ediyorum...
Yazan: Diğerlerinden farklı yine yeni yeniden bir İREM!

P.S: Fotograflar mydearphotographer Ozan IRMAK tarafından çekilmiştir.

2 Şub 2009

Keyif Perisi..

Burcu ve Anıl ve şimdilik askercilik oynayan, bu gece de bize telefonla katılan Çağdaş, her eve lazım, her derde deva benim çekirdek dostlarım.. ve bence kanatları olmayan küçük melekler!
Afiyetle yediğimiz güzel akşam yemeğinden ve ardından yeni keşfim q-cup coffe eşliğinde yapılan müthiş keyifli sohpetten sonra şimdi yuvada yalnızım.
Mutluyum, huzurluyum ve sanırım birazcık şanslıyım..
Şimdi sıra, kucağıma bilgisayarımı alıp, yanımda sevgili hediyesi en yakın arkadasımla birlikte, salonun en sevdigim kanepesine kurulup, google'ın arama motorlarına "biobarrier design" yazıp dünya için birşeyler yapmaya geldi. Evet artık kariyer insanı İREM var. Bugün de kariyer insanı İREM'le sona eriyor demekki!!

İnanıyormuyum peki buna???
Sanmıyorum...

İREM'lerden bir demet

Yuva'da sessiz ve huzurlu bir sabaha daha uyandım. Koşturmaca yok, geç kalmak yok, duvarımda acil yapılıcak eylemler listesi yok!!
Tüm bunlar, bukadar sakinliğe alışmamış bünyeme önce biraz garip gelsede, alışması düşündüğümden daha kısa sürdü. Bunun verdiği miskinlikle yatakta biraz daha yuvarlandıktan sonra, annemin arşivinden bulduğum bulgarca plaklar eşliğinde kendime güzel bir kahvaltı hazırladım.
Fondaki müzik başta biraz garip gelsede sonra hoşuma gitti aslında. Dedemin içki masasında keyiflenip söylediği şarkılardı bunlar. Azıcık nostaljik yani!
Bunu hatırlamanın keyfiyle sıradaki plak Nazım Hikmet'in oldu. Kendi sesinden okuduğu şiirleri bu seferde bana babamın bütün duygu yoğunluğuyla okuduğu Nazım Hikmet şiirlerini hatırlattı. Özellikle biri varki, babamdan dinlendiğinde, şiir sevmeyen beni bile etkilerdi!




KADIN

Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde
yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir. Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım. Yavrum, annem, karım, kız kardeşim hayat arkadaşımdır.

Aslında şiiri sevmem pek. Lisedeki edebiyat hocamın bütün uğraşları, evde bir oda dolusu şiir kitabının olması yinede başarılı olamadı üzerimde.
Kendi irademle alıp okuduğum tek şiirimsi kitap Murathan Mungan'nın yazdığı "Yaz geçer"di. Önce isminden sonra yazarından dolayı almış olsamda bu kitabı, sonuç olarak sevmedim değil. Ama ticari yönünü keşfettiğim gün bir dahada almadım şiirimsi kitaplardan. Tanıştırayım, klasik inatçı İREM'lerden biri...

Sonra birde ben daha 2.5 yaşındayken kayda alınmış plaklarımı hatırladım birden. Hayret bir şekilde ezberlediğim şarkılar ve akıcı, bıcır bıcır ve durmadan konuşan ben, bu sefer de güldürdü beni sabah sabah! 2 yaşında bukadar konusan bir bebek "yaptıklarım yapıcaklarımın teminatıdır" sözünün ne kadar doğru olduğunu hatırlattı bana:)
Birde nezaman böyle eskiler açılsa, bu yandaki fotografı anmadan geçemem ben. Kural bozulmasın öyleyse, bu yandaki İREM henüz 1 yaşına yeni girmiş, bir yandan yemek yerken bir yandan altındaki lazımlığa şeyeden, masum bakışlarıyla ev halkını ona hizmet etmeleri için etkileyen, şimdiki irem'in temellerini oluşturan bir Küçük İREM.

Bu damardan nostalji bünyeme yettikten sonra, sevgilimin hediyesi Beatles'ı pikapa koyup, "mutlu İREM ev hali" ne devam ettim. Ama az sonra gelen bir telefon bu mutlu irem halini biranda tersine çevirdi. Yaklaşık 1 sene önce Eskişehir'de Ozan'nın orkestra kayıt işlemleri için tanıştığımız kadın, bugün belki aramızdan ayrılmak üzere!!
Bugünkü dilek hakkımı BİLGE için kullanmak istiyorum. Aramızdan ayrılmasın bir süre daha, küçük bebeği ve O'nu birlikte görmek istiyoruz!

Güne başlayan huzurlu İREM, sonra nostaljik İREM, daha sonra Mutlu İREM ve gün ortasında duygusal İREM olarak devam ediyor.
Bakalım gün sonu hangi iremle biticek. Bende merakla izliyorum..