14 May 2009

luck luck luck...

Bana şans dile sevgili blog, su hafta bitsin seninle daha fazla ilgilenicem söz!!!

1 May 2009

İyimser Gelecek!!!

Bugünlerde önümde birbirinden farklı bir sürü kitap var. Kimi farklı hikâyelere dâhil olmak istediğimde okuduğum romanlarım, kimi binlerce matematik ifade içeren bir dolu test kitabı, kimi ise birbirinden ilginç bilimsel makale. Son zamanlarda ise en çok zaman ayırdıklarım bu ilginç makaleler. Düşündüğümden daha fazla ilgimi çekmelerinin nedeni ise, bilimin artık büyük ölçüde izleyici olarak katıldığımız spor etkinliklerine kıyasla biraz daha katılımcı bir faaliyet haline dönüşmüş olduğunu görmek. Tabii bizim bu faaliyetlerdeki rol dağılımımız halen aynı. Ön sıralardan değişmeyen izleyiciler. Biraz akıllı olanlarımız birer fotoğraflarını çekmişler. Bizlerde bu fotoğrafçılarımıza kocaman “title” lar ve kocaman alkışlar göndermişiz.

Genç ve henüz kariyerinin başında bir müstakbel bilim insanı olmama rağmen, başarının ilgiye ve yeteneğe bağlı olduğunu şu kadarlık yaşamıma bakarak söyleyebilirim. Bu ilgi ve yetenek bir de şansla desteklenirse o zaman sizin için voltran oluşmuş demektir. Tabi birde bu bilgiye erişim ve birikimleri uygulamaya geçirebilme olanakları da oldukça önemli. Eğer bu imkâna da sahipseniz kimse sizi DUR-DU-RA-MAZZZZ. Üstüne birde zeki insanların bir araya geldiği kurumlardan birinde (Hacettepe, MIT, TÜBİTAK, ODTÜ vs.. konuşan: megaloman İREM) diğer zeki insanlarla birlikteyseniz, seçkin bir bilim insanı olmanız kaçınılamaz.

Tabi tüm bu söylediklerim, makalelerde yazan diğer her şey gibi teorik. Pratik ve gerçeklikte durum ne yazık ki böyle değil. Olmaması için bir neden var mı? Bütün bu saydıklarıma sahip olan insanlar yok mu? Ben biliyorum elbette var, peki neden seçkin bilim insanı olarak göremiyoruz bu insanları aramızda? O kısım bence biraz derin…

Bilimsel üretkenlik her zaman eşit bir dağılım göstermez bu açık. İnsana, bilimsel araştırma yapılan alana ve en önemlisi bu araştırmayı yapan bilim insanının içinden çıkacağı topluma göre değişir.

Ve benim gördüğüm ise, din ile sınırlanmış, bilimsel örgütlenme yerine dini konu edinen örgütlenmelerin baskın geldiği toplumlarda( bkz.. bir yerlerden tanıdık geliyor mu?) bu üretkenliğin giderek kısırlaştığıdır. Üstüne potansiyel beyinlerin, heveslerinin kırıldığı ve bilimden korktuğudur. Anlaşılmaz görüldükçe de toplumdan soyutlandığıdır. Bilim ve sanat gibi, toplum adına yapılan kavramların, toplumdan soyutlanarak bir şeyler üretmesi ne kadar tuhaf. Çünkü sınırlandırılmış toplum anlamadığı her şeyden kaçtığı gibi bu iki kavramdan da uzak durmalıdır. İnsan davranışı. Hala eski kurumsal modeller tarafından yönetilen öğretim kurumlarından, orta çağ zihniyetiyle bilimsel araştırma! yapan üniversitelerden, din ile sınırlandırılmış toplumlardan çıkacak beyinlerin bilimsel bilginin yaratılması konusunda iyimser olabilmek isterdim.

Bilimin gücü, hakkında yazılmış kahramanlık öykülerinden, bilimin mutlak üstünlüğünden veya herkesçe kabul edilmiş olmasından gelmez. Bilimin gücü, herkesçe kabul gören bir yöntemin bile değişebilmesine olanak tanıyan bir bakış açısının varlığından ileri gelir. İlerleme de buradan doğar.

Bilimin başarısı ise, ilerici ve muhafazakar öğeleri bir şekilde bir araya getirebilip sentez oluşturabilmesinden kaynaklanır. Bu konuda biraz ümitliyim belki bir gün bizde bilimin gücünden ve başarısından bir şeyler anlar ve uygulamaya koyarız.