21 Haz 2009

Bağlanmak Ne Ola ki??

Bir insanı başka bir insana bağlayan şey nedir? Çelikten bir ip gibi insana dolanan onu sarmalayan bu bağın nedeni neden anlaşılamaz? Genellikle kadınlar bu sorulara iç güdülerini dinleyerek bir cevap ararlar, gerçeğin daha derinlerde bir yerlerde saklı olduğunu düşünürler.
Acaba insan karşısındakinin eksikliklerine mi tutunur onlar mı daha cazip ve çekici gelir de biz bu bağlanma denen illete tutuluruz??
Edebiyat dünyasının büyük aşklarına bakıldığında, bağlanılanların ölüme, deliliğe, ihanete, bencilliğe daha yakın olduğunu görürüz….
Acaba basım hatası taraflar mı en değerli olan.
Bir keresinde okuduğum bir yazıda psikiyatristin biri “ ne zaman kalabalık bir yerde erkeklerin başları aynı anda kapıya dönse, içeri bir bordeline tipi kadın girdiğini anlarım…” demiş.

Bordeline dediği, değişken ve huzursuz bir kişiliği tanımlayan ruhsal rahatsızlığın adıdır.

Sanki bozulmuş meyvelerle yapılan şaraplar gibi, bu yüzden içkileri meyvelerden daha fazla severiz dimi!!

İnsanların bozulması da baş döndürücü bir çekicilik doğuruyor sanırım, geçicide olsa!

Niye bağlandığını bilmeden hatta anlamadan bağlanır insan birine, neden diye sorulduğunda ise, “çünkü güzel, çünkü yakışıklı, zeki, güçlü, yetenekli vs,.. deriz. Bir insanın sevilmesi için bunlar yeterlimi?

Benim gözlemlediğim insan genellikle, güçsüzlüklere, zayıflıklara ve çarpıklıklara bağlanıyor…Genelliklede bu çarpıklıklara acıyor. Aşk için üzüldüğümüzde, ihanet edildiğimizde bile yapılanın bu zayıflıktan kaynaklandığını düşünüyor ve içinde çırpındığımız derin kedere rağmen onlar için endişeleniyoruz…

Ben kendime dahi açıklayamadan, bazen, uzaktan gözüken o parıltıyla sadece bana gözwken bu karanlık yanların birlikte oluşturduğu çekime girip karanlıklarda kayboluyorum. Ama her kayboluşlarımın sonunda karşımda yeniden parlayan bir güneş beni bekliyor oluyor…

2 Haz 2009

Sound of silence

Aklımda dönüp dolaşan düşünceler artıkça, ne kadar yorgun olursam olayım, gözümü bir türlü uyku tutmaz benim. Yatmışsam bile kalkar, ya oturma odasında ya da yatağın bir ucunda uykumun gelmesini boş yere beklerim. Böyle zamanlar da beynimi istila eden düşünce yığınları azalmak yerine bilakis artar. İşte böyle zamanlarda, ya kitap okumaya çalışırım ya da bir şeyler yazmaya. Uzun zamandır bir şeyler yazmak daha keyifli bir hal aldı. Okumaya devam tabii, durmak yok! Ama yazının beni uyuşturduğunu fark ettiğim günden beri eşsiz çekim gücündeyim. Eskiden( internetin dünyama bu kadar tecavüz etmediği zamanlarda) kağıtlara, oralara buralara yazardım. İzmir’e gidişlerimde açıp okuyorum bazılarını, kimi çok keyifli oluyor kimi çok komik. Genellikle yazdığım şeyleri resimlerle ya da görsel bir şeylerle anlatmak istediğim için eski günlüklerime bakınca pacth work çalışmasına dönüşen sayfalar görüyorum. Kimine kelebekler yapıştırmışım (çok mutluyum ya) kimine şimşekler çizmişim (depresif irem) kiminde de nazar boncuklarımsı semboller var (mistik irem). Öyle ya da böyle kendimi ifade edişlerimi beğeniyorum o sayfaları görünce. Yaş – performans olarak bakılınca hiç de fena değiller. En azından kendi kendime de olsa anlatabilmişim derdimi veya ne anlatmak istediysem. Azıcık kendini beğenmişlik yaptıktan sonra bugüne dönüyorum, şimdi de yazıyorum ama kağıtlara, oralara buralara değil, biricik! Bilgisayarıma veya yeni keşfim sevgili bloğuma.

Önümde duran, renkli kalp sabunlara bakıp, en sevdiğim parçaları tekrar tekrar dinleyip, ne varsa aklımda onu yazıp çizip rahatlıyorum. Belki uhu kokan resim dolu bir defter kadar nostaljik olamıyor ama beni eskilere döndüren eski bir alışkanlığa modern zamanlarda böyle devam ediyorum. Son; yine abuk sabuk şeyler yapınca mutlu olan İrem’le bitiyor. Bu arada abuk sabuk şeyler merakıma yeni birini daha ekledim. Artık çöp diye bir şey yok!! Nassı yani, yani ben çöp üreten bir insan türü olmaktan kendimi yapabildiğim kadar soyutlamaya çalışıyorum( bkz. Çevre mühendisliği effect). Eskiden gözüme çöp diye gözüken her şey şimdi bir amaç uğruna kullanılıyor, bu durum benim içinde dünya içinde hayırlı bir sonuç yoksa herkes benim gibi yaşasaymış 6,5 dünya gerekecekmiş(oha bencede), ve bundan ürktüm sevgili blog artık daha az müsrif bir insan olmaya çalışıyorum. Evet evet herkese tavsiye ederim…